Friday, May 13, 2005

Henüz varmadan sağda solda pansiyon tabelaları gördüm. Kekova Pansiyon çok reklam yapmış, demek ki her halükarda orada kalmayacağız. Onun dışında bir iki tane var, iyi. Olur da yer kalmamış olursa yatacak yer bulurum. Derken sahile indik. meydanımsı açıklıkta bıraktı bizi minibüs. Çok güzel bir yer, çok sakin, denizi sakin, koyda yer yer kayalar çıkıyor, Karşıları yer yer dik tepeler. Pontonlar uzanıyor ve yelkenliler bağlamış. Sırtıma çantamı alıp en uca gidinceye, Kale Pansiyon sağda mı solda mı diye bakıncaya kadar bisikletiyle bir zibidi gelip “Hello, you need pension?” diye sordu. “Yok Kale Pansiyon'u arıyorum.” “O burada değil, Kale'de, motorla gideceksiniz.” Agresifliğine prim vermeyip başka bir adama sordum, “Ben seni götüreyim” dedi. Bisikletlinin yaptığını daha iyi rol yaparak yaptı, müşteriyi kaptı yani. Tam binerken sordu, 25 YTL dedi. Yuh ama bindik bir kere. Çingene hesabı da yapamayacağım. Adam beş yaşındaki oğlu ve 20-25 beygirlik motorlu teknesi ile az dalgalı denizde hoplaya hoplaya gittik. Geldiğimiz gibi Kale Pansiyon'u tanıdım, daha önce Nişanyan'ların kitabında gördüğüm resimlerden. Çok şirin, tepeye kurulu küçücük bir köy Kaleköy. Deminki yerin adı Üçağız. Karşıdaki adanın adı Kekova. Antik şehrin adı Simena. Tüm bölgenin adı da Kekova.

Beni bir terasa çıkardı pansiyon sahibi, terasta laptopu başındaki adama ve kadına "I brought you a slave (veya neighbor)” dedi, eşyalarımı koydu ve ben hemen saat 7'de dalıp sabah 8'e kadar, bölük pörçük de olsa uyudum.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home