Sunday, May 15, 2005

Kaş Oteli'nden ayrıldıktan sonraki yarı saatim oldukça zevksizdi. Sırtımda ağır çantam (yükü bele vermeyi sağlayan kemerini almayı unutmuşum), yokuş yukarı, tahminimden çok daha uzun bir mesafeyi, kulağımı tersten tutmak şeklinde bir yoldan, Emel'in önerdiği otele yürüdüm. Arşipel Oteli. İşletmecisi Hatice hanım bana iyi davrandı, su verdi, sonra odaya çıkıp duş aldım.

Akşam ve daha sonra sabah bakınca anladım ki Kaş aslında çok sempatik bir yer. Kekova'dan gelince aman şehir şehir, medeniyet medeniyet ama bir de İstanbul'dan bakınca... Turistikleşmesinde bir pespayelik yoksa, nasıl oluyorsa o Uzun Çarşı caddesi boyunca tüm turistik dükkanlar o kadar zevkli ve kibar ki. Barlarında caz çalıyor, çok evrupai dekarasyonlu cafe'leri, restoranları var. Yemyeşil ve çiçek fışkırıyor. Kimse “yes please” demiyor. Sanki şehirden kaçanlar yerlilerle birleşip şehirde beceremediğimiz güzellikleri burada kurup küçük bir ütopya yaratalım demişler.

Es.

Es verdim ki istisna ve çekincelerimi belirtmeden önce hayal kurun, geldiğinizde gözünüz güzelliklere açık olsun. İstisnalar tabii Kaş Oteli, Kaş Restaurant, Glass Bottom Boat ve çıstak çirkin müziği, herşeye rağmen turistik restoranları, dükkanları. Liman manzarası olsun diye seçtiğim restoranın salatası, kalamar tavası ve ahtapotu kötü olmakla kalmayıp, müşterileri tatsız, radyo müziği de çok gereksizdi. Yandaki restoran gibi ne kokar ne bulaşır Norah Jones çalsa ya. Bir diğer çekincem de sezon. 15 Mayıs'ta böyle tam kıvamında. Temmuz, Ağustos hakkında pek birşey diyemem, sorumluluk almam.

Kısaca hem sakin olsun, hem de bankası, doktoru olsun diyorsanız güzel bir yer. Ayrıca ıncık cıncık adalar var, etrafta küçük küçük yerleşimleri var. Çeşme'de Ilıca, Sakızlıkoy, Paşalimanı, Çiftlikköy ne ise, burada da vardır mukabilleri. Hatta Kekova onlardan biri sayılıyor anladığım kadarıyla.

0 Comments:

Post a Comment

<< Home